Yabancı Dil
Öğreniminde Temel Prensipler
Hasanbey Ellidokuzoğlu
Dünyanın hızla küçülerek küresel bir köy
haline geldiği çağımızda yabancı dil bilme her zamankinden daha fazla önem arz
etmeye başlamıştır. Devinimin genel-geçer kural haline geldiği bu dönemde
temelde değişmeyen veya değişmesi gerekmeyen bazı şeyler de var: yeme, içme,
üreme, dil edinme gibi. Ancak insanoğlu, genetik mirasının kendisine sunduğu
harika dil edinim kapasitesinin işlevselliğini teknolojik birikimin sağladığı
imkanlarla optimum seviyeye ulaştırma imkanına sahiptir. Bu hedefe ulaşmada
önündeki tek en önemli engel, dili içgüdüsel kapasitesini kullanarak EDİNME
yerine, herhangi başka bir konuyu ÖĞRENİR gibi talim etmeye çalışmasıdır. Dil
edinimi için doğal donanıma sahip insanoğlu için yeni yeni dilleri edinmek bir
eziyetten çok bir zevk haline gelmesi isten bile değildir. Yeter ki takip
edeceğimiz yolu kestirelim; kestirme yol varken dolambaçlı yollarda kaybolup,
ümidimizi kesmeyelim.

0. GİRİŞ
Okuma yazma oranının en düşük olduğu kıta muhtemelen
Afrika'dır. Ancak aynı kıtanın sakinleri, geçmişte olduğu gibi muhtemelen bugün
de, yabancı dil bilme yarışında birinci sırayı işgal etmektedirler. Kabile içi
evlenmenin yasak olduğu bölgelerde evlenmenin ön şartı müstakbel eşin
kabilesinin dilini öğrenmektir. Evlilik çağına girmiş Afrikalı gençler
yüzyıllardır en etkin dil öğretim kursuna katılmak suretiyle nesillerini devam
ettirmeyi becerebilmişlerdir. Modern dil kurslarından farklı olan bu eğitim
süreci, hedef dilin bizzat kullanıldığı doğal ortama gidip orada işçi olarak
çalışırken dili farkında olmadan edinmekten ibarettir.
Modern dünyanın sakinleri ise yabancı dil öğrenme
teşebbüslerinde öylesine hayal kırıklığına uğramışlardır ki, doğuştan sahip
oldukları dil edinme yetisini belli bir dönemden sonra kaybettiklerini
zannetmektedirler. Evet, ikinci dil öğretmenleri ve yöntembilimcileri arasında
yaygın kanılardan biri, ergenlik sonrası doğal dil edinme yetisinin kaybolduğu
ve bu dönemden sonra yeni bir dilin ancak genel öğrenme mekanizmaları tarafından
öğrenilebileceğidir. Yani gramer kurallarını, matematik öğrenir gibi bilinçli
olarak irdeleyip bol miktarda alıştırma yapmak suretiyle bilinçaltına
yerleştirmek yetişkinlerin takip edebileceği tek yol olarak gösterilmektedir.
Ergenlik sonrası doğal dil edinme yetisinin güdükleştiği
savını çürüten en güçlü delil müstakbel eslerine, yeni öğrendikleri dilde kur
yapamasalar da, idareyi kelam edebilen milyonlarca Afrikalının yabancı dil
edinim deneyimleridir. Eğer yaygın kani doğru olmuş olsaydı belki de bugün siyah
irk olmayacak ya da evlilik ön şartlarını değiştirmeleri gerekecekti. Zira
insanlık tarihinin büyük bir bölümünde, bırakın dilbilgisi kurallarının
bilinmesini, yazı dahi kullanılamıyordu.
Burada altı çizilmesi gereken bir nokta şudur: yabancı bir
dili bilmek onu anadilimiz gibi konuşmak demek değildir. Dili, doğal ortamında
günlük faaliyetleri sürdürebilecek seviyede kullanabilmek veya anlaşılabilir
olmak kaydıyla (aksan bozuk olsa da) duygu ve düşüncelerini ifade edebilmek,
okuduğu ve dinlediğini anlayabilmek yeterlidir. Zaten yabancı dil öğrenenlerin
çoğunun hedeflediği seviye bundan fazlası değildir. Bundan öte, aksan dahil
yabancı bir dili anadil gibi konuşabilme problemi, sadece gizli servis ajanı
olması gerekenlerin çözmesi gereken bir sorundur.
Yabancı bir dilin yeteri seviyede, yani duygu ve
düşüncelerimizi ifade edebilme ve okuduğumuz veya dinlediğimiz şeyleri
anlayabilme seviyesinde öğrenilmesine gelince her yetişkin bunu başarabilecek
doğal kapasiteye sahiptir. Başka bir deyişle, doğuştan gelen dil edinme
kapasitesi ergenlik sonrası hassasiyetini bir ölçüde yitirse de bütünüyle
kaybolmamakta, yetişkinlerin ihtiyacına cevap verecek ölçüde faaliyetini
sürdürmektedir.
Yabancı dil ediniminin nasıl gerçekleştiği konusunda çok
farklı iddialarda bulunan çeşitli teoriler vardır. Ancak bizim burada
aktaracağımız teori yabancı dil ediniminin anadil edinimi ile temelde benzeştiği
savını desteklemektedir. Güney Kaliforniya Üniversitesi uygulamalı
dilbilimcilerinden Stephen Krashen'in ortaya koyduğu ikinci dil edinim teorisi
bu konudaki en kapsamlı ve tutarlı teorilerdendir. Krashen'in önemli bazı
tespitleri şunlardır:

1. EDİNME-ÖĞRENME AYRIMI DENENCESİ (acquisition-learning
distinction hypothesis)

Yetişkinlerin yabancı bir dilde bilgi ve becerilerini
geliştirme adına takip edebilecekleri iki yol vardır: edinme ve öğrenme.
Öğrenme, çoğu öğrencinin okul ortamında kullandığı bilinçli bir süreçtir.
Öğrenmede hedef, gramer kurallarının şuurlu bir şekilde irdelenmesinden sonra,
bol miktarda alıştırma ve pratik yapmak suretiyle otomatik hale getirilmesidir.
Bu açıdan yabancı dil "öğrenimi", herhangi başka bir konunun öğrenimi ile
benzeşmektedir: on-parmak daktilo yazmayı, araba sürmeyi ya da matematik
kurallarını öğrenmek gibi. Bütün bu öğrenme çeşitlerinde ortak olan, kuralların
bilinçli olarak tahlilin akabinde bol miktarda egzersiz yapmak suretiyle
şuuraltına indirilmesi yani otomatikleştirilmesidir. Krashena göre bilinçli
olarak öğrenilen gramer kuralları ancak yavaş ve suni konuşma sırasında veya
gramer testlerinde ise yaramakta, akıcı ve doğal dil kullanımı sırasında
kullanılamamaktadır.
Doğal dil kullanımını mümkün kılan bilgi ancak edinme
yoluyla elde edilmektedir.
Edinme ise kendine özgü bir bilinçaltı süreci olup başka
alanlardaki öğrenme süreçleriyle benzeşmemektedir. Yabancı dil edinimi ile
paralellik arz eden tek süreç, anadil edinimidir. Nedir dil edinimini bu denli
essiz kılan?

2. DİL EDİNİM CİHAZI (Language Acquisition Device)

Dilbilimin Einsteinı sayılabilecek ve yasayan sosyal
bilimciler arasında dünyada kendisine en çok atfın yapıldığı kişi olan Noam
Chomsky, dil olgusunun ancak dile has bir mekanizmanın varlığı ile
açıklanabileceğini iddia etmektedir. Özellikle anadil ediniminin böylesi bir
cihazdan yoksun ortamda gerçekleşmesinin imkansız olduğunu söylemektedir.
Chomsky'ye göre, dilbilimcilerin onyıllarca (hatta yüzyıllarca) süren sistemli
çalışmalarının akabinde dahi halen ulaşamadıkları dilbilgisi kurallarını yeni
doğmuş ve zihni gelişimini dahi henüz tamamlamış bir çocuğun birkaç sene
zarfında edinmesi mümkün değildir. Bu ancak doğuştan gelen, dile özgün
kurallarla donatılmış içgüdüsel bir sistem sayesinde gerçekleşmektedir.
Dil Edinim Cihazı (Language Acquisition Device- LAD) olarak
adlandırılan bu cihaz, tüm dünya dillerinin iskeletini oluşturan "Evrensel
Gramer"i içermektedir. Dünyaya yeni gelmiş bir bebeğin yapması gereken sadece bu
iskelete, ortamına (anadiline) uygun bir et giydirmekten ibarettir. Evrensel
Gramerin kuralları öylesine soyut ve karmaşıktır ki, dil içgüdüsünden mahrum bir
çocuğun bu iskeleti sıfırdan, sadece duyduğu dilsel girdiden (langauge input)
deneme yanılma yoluyla çıkarsaması değil birkaç yılda, birkaç yüzyılda dahi
mümkün değildir. Nitekim, yüzlerce dilbilimci yüzyıllardır bu konuda
çalışmalarına rağmen, İngilizce de dahil olmak üzere hiçbir dilin gramerini tam
olarak çözümleyememişlerdir.
Chomsky'nin dile bu içgüdüsel yaklaşımı ilk zamanlarda tepki
toplasa da artık yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Yarasalar sonarı
içgüdüsel olarak kullanabiliyorlarsa, insan yavrusunun dile has içgüdüsel bir
cihazı kullanması şaşırtıcı olmasa gerek.

3. DİL EDİNİM CİHAZI HAYAT BOYU FAALDİR

Krashen, Chomsky'nin dil edinim cihazı (DEC) ile ilgili
görüşlerine yürekten katılmaktadır. Ne var ki Krashen ile Chomsky'nin yolları
yetişkinlerin yabancı dil edinimi konusunda ayrılmaktadır. Chomsky,
yetişkinlerin bu cihazdan yararlanamayacaklarını, dolayısıyla yabancı bir dili
ancak genel öğrenme mekanizmaları vasıtasıyla 'öğrenebileceklerini' iddia
etmektedir. Bu konuda ileri sürülen en önemli delil de yetişkinlerin bir türlü
çocuklar kadar başarılı olamayışlarıdır.
Krashenin da içinde bulunduğu bir grup uygulamalı dilbilimci
ise DECin hayat boyu aktif olduğunu söylemektedir. Bu görüşe göre yetişkinlerin
ikinci dilde hayal kırıklığına uğramalarının sebebi DECin işlevselliğini
yitirmesinden çok harekete geçirilemeyişidir. Uygun ortam ve uyarıcılar
sağlandığında DEC harekete geçmekte ve anadil edinimine benzer bir şekilde yeni
dilin kurallarını edinmektedir.

4. EDİNİM CİHAZINI HAREKETE GEÇİREN ETKEN
ANLAŞILABİLİR MESAJDIR

Krashena göre dil edinimi inanılmaz derecede kolay bir yolla
gerçekleşir: anlaşılabilir mesajlar almak suretiyle. Bol miktarda anlaşılabilir
mesaja maruz bırakılan bir kişinin DECi, bu mesajların içindeki dilbilgisi
kurallarını kişi farkına varmadan edinir.
Sessiz dönem olarak adlandırılan, sözlü ve /veya yazılı mesaj
depolamakla geçen bir kuluçka döneminden sonra kişi konuşma/yazmaya başlar.
Çocuklarda 1,5-2 yıl süren bu sessiz dönem yetişkinlerde daha kısa sürelidir. Bu
hız artısının temel nedeni gelişmiş dünya bilgileriyle yetişkinlerin,
çocuklardan daha fazla mesaj alma ve anlama kapasitesine sahip olmalarıdır.
DECi harekete geçirmek açısından en önemli beceriler dinleme
ve okumadır. Konuşma ve yazma ise bol dinleme ve okumanın doğal bir neticesi
olarak kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle, dinleme ve okuma
edinimin sebebi, yazma ve konuşma ise sonucu konumundadır.

5. DEC BİLİNÇLİ ÖĞRENME MÜDAHALELERİNDEN BAĞIMSIZ ÇALIŞIR

DEC in en önemli özelliklerinden birisi bilinçli dış
müdahaleye kapalı olmasıdır. 70li yıllardan itibaren yapılan onlarca deney,
ikinci dil edinen kişilerin ister sınıfta ister doğal ortamda olsun dilbilgisi
kurallarını doğal bir sıra dahilinde edindiğini göstermiştir. Sınıf ortamında
müfredat gereği takip edilen öğrenme sırasının edinme sırasından çok farklı
olması, edinim cihazının öğrenme sürecinden bağımsız hareket ettiğini
göstermektedir. Bu konuda en çarpıcı örnek Geniş zaman 3. tekil şahıs eki s
dir (He works at a factory).
Her ne kadar bu yapı öğretim/öğrenim sürecinin ilk aylarında
sunulup pratiği yapılmakta ise de edinim sırası açısından en son edinilen
yapılar arasında bulunmaktadır. Böylesine basit bir kuralın, zamanı gelmeden
edinilemeyişi, DECin bağımsız işleyişinin en çarpıcı göstergesidir.

6. BİLİNÇLİ ÖĞRENME YARARDAN ÇOK ZARAR GETİREBİLİR

Yetişkinlerin ikinci dildeki başarısızlıklarının temel
nedeni, daha önce de belirtildiği gibi, aktif bir DEC e sahip olmayışları
değil, her an faal olan edinim cihazlarını harekete geçiremeyişleridir.
Günümüzde çoğu yetişkin, gramer ağırlıklı bir öğrenim sürecinden geçerek
yabancı dil bilgi ve becerilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Müfredatı
dilbilgisi kurallarının öğretimine dayalı bir yabancı dil eğitim programı ise
faydadan çok zarar getirebilir.
Krashena göre, modern dil eğitim metotlarının temel
hatalarından biri gramer merkezli eğitimdir. Bu tip bir eğitimin olası zararları
ise şunlardır:
a) Belli bir gramer kuralının öğretimi için düzenlenmiş
metinler ilgi çekiciliklerini kaybederler.
b) Dil ediniminde en etkin faktörlerden birisi mesajın
anlaşılabilir olması kadar ilgi çekiciliğidir.
c) Motivasyonun düşük olduğu (ilgi çekiciliğin bulunmadığı)
ortamlarda DEC harekete geçmez yani edinme gerçekleşmez.
d) Doğal edinim sırası gelmemiş bir yapı zaten edinilemez
(-s takısında olduğu gibi)

7. ÖĞRENMENİN ROLÜ NE OLMALIDIR?

Krashen öğrenilmiş bilginin sadece bilinçaltı mekanizması
tarafından üretilen cümleler üzerinde düzeltmeler yapma işleminde
kullanılabileceğini ileri sürer. Örneğin bilinçaltı grameri henüz gelişmemiş bir
kişi "He WORK at a factory" gibi bir hatalı cümleyi ürettiğinde, bilinçli olarak
öğrendiği bilgi devreye girer ve düzeltme yapar: "He workS at a factory". Ancak
bu müdahalenin yapılabilmesi, kişinin bilinçli olarak dilbilgisi kurallarına
dikkatini odaklamasına, yani yeterince zamanı olmasına bağlıdır (yazarken veya
gramer testi çözerken olabileceği gibi).
Kişinin dikkatini sadece manaya odakladığı akıcı konuşma
esnasında kullanabileceği gramer bilgisi ancak ve ancak edinilmiş şuuraltı
bilgisidir. Konuşma esnasında öğrenilmiş bilgiyi kullanmak demek, akıcılığın ve
doğallığın kaybolması demektir. Zira insan beyni/zihni aynı anda bilinçli olarak
iki farklı şeye odaklanamaz. Normal konuşma sürecinde bilincimizin odağı
cümlelerin manasıdır. Manaya gramer giydirilmesi bilinçaltında gerçekleşir.
Gramere odaklanma beraberinde mananın zayıflamasını getirir ve dolayısıyla
üretilen cümleler ya akıcılığını ya da doğallığını kaybederler.
Bilinçli bilginin üretimde (özellikle konuşmada) bu kısıtlı
kullanımına karsın, dinleme ve özellikle okumada oldukça önemli katkısı vardır.
Edinilmiş bilgileri açısından eşit, ancak öğrenilmiş bilgileri eşit olmayan iki
kişi düşünelim. Birazcık dahi olsa bilinçli gramer bilgisine sahip olan kişi
(hiç sahip olmayana kıyasla) okuduğu şeyleri daha kolay anlayabilir. Örneğin
sadece bilinçaltı bilgisiyle "He works at a factory" gibi bir cümleyi
çözümlemeye çalışan kişi, "-s" takısının ne ise yaradığını anlamada zorluk
çekerken, az da olsa bilinçli gramer bilgisine sahip kişi cümleyi daha kolay
anlayabilmektedir. Daha kolay anlama, daha çok okumayı; daha çok okuma da daha
hızlı edinmeyi mümkün kılar. İste dilbilgisi kurallarını öğrenmenin en önemli
faydası budur: anlaşılabilirliği ve mesaj miktarını artırmak suretiyle edinim
sürecini hızlandırmak.

8. GRAMER ÇALIŞIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Gramer çalışırken unutulmaması gereken nokta şudur: bilinçli
olarak irdelenen dilbilgisi kuralları, bir bilinçaltı mekanizması olan dil
edinim cihazının mali olmaz; ancak bu mekanizmayı harekete geçirecek olan
mesajların anlaşılabilirliğinin artırılması isine yararlar. Dolayısıyla
hedefimiz, kuralların irdelendikten sonra bol miktarda pratik yapmak suretiyle
kullanıma geçirilmesi olmamalıdır.
Günümüz modern dil öğretim sistemlerinin en yaygın
hatalarından biri gramer kurallarının "öğretiminde", kuralların
otomatikleştirilmesinin hedeflenmesidir.
Gramatik bir izlence (syllabus) takip eden modern dil öğretim
setlerinde hedef, belli bir gramer kuralının metin içersinde irdelenmesini
müteakip üretimsel (productive) bir aktivite sırasında aynı kuralın otomatik
olarak kullanılabilmesidir. Bu ise psikodilbilimsel bulgularla çelişmektedir.
Daha önce de belirtildiği gibi, istediğimiz kadar konuşma pratiği yapsak da
doğal edinim sıraları gelmeden dilbilgisi kuralları zaten edinilememektedir.
Gramer kurallarının konuşma sırasında doğal kullanımına imkan
tanıyan yegane süreç edinimdir: bol miktarda anlaşılabilir mesaj almanın
sonucunda bu kurallar sırası geldikçe birer birer edinilecektir. Sabırsızlık
gösterip vakti gelmeden gramer kurallarını kullanma teşebbüsü sadece yararsız
olmayıp aynı zamanda zararlıdır. Krashen'in dil eğitim prensiplerini yaklaşık on
beş yıldır Tayland'da uygulamakta olan Marvin Brown, vakti gelmeden yapılan bu
çeşit zorlamalı konuşma aktivitelerinin kardan çok zarar getirdiğini,
öğrencilerin nihai başarıya ulaşmalarını engellediğini iddia etmektedir. Nitekim
kendisi aynı hatayı işleyerek "Thai" dilini kırk yıldan fazla süredir
çalışmasına rağmen, bu hataya düşmeden edinim sürecinin sabır gerektiren
işleyişine uygun bir eğitim sürecinden geçen öğrencilerin birkaç senede
ulaştıkları seviyeye ulaşamadığını dile getirmektedir. Brown'a göre gramer
kurallarının zorlamalı olarak konuşma sırasında kullanılması kişinin dil
gelişiminde onulmaz yaralar açmaktadır.

Bütün bu veriler doğrultusunda izlenecek en güvenli yol
gramerin "receptive" olarak tanımlanan okuma ve dinleme becerilerini
kolaylaştırmak amacıyla irdelenmesidir. Konuşma sırasında kullanılması gereken
kurallar bilinçaltında hazır bulunan edinilmiş gramer kuralları olmalıdır.
Bilinçaltı gramerini geliştirmenin yolu ise grameri bilinçli olarak irdeleme
değil, bol okuma ve dinleme yapmaktır. Okuduğumuz ve dinlediğimiz mesajları
anladığımız müddetçe bu mesajların içersindeki gramer kuralları sırası geldikçe
birer birer DEC tarafından bilinçaltına indirilecek yani edinilecektir. Yeter ki
biz sabırlı olalım.
Gramer öğrenirken işlenen önemli bir diğer hata da test
çalışmasıdır. Yabancı dil becerisinin ölçümünde KPDS, TOEFL gibi testlerin
yaygın olarak kullanılması yabancı dil öğrenenleri doğal olarak bol miktarda
test sorusu çözmeye sevk etmektedir. Şıklarında gramatik hata bulunmayan
okuduğunu anlamaya yönelik test sorularını çözmede herhangi bir sakınca olmasa
da gramer (ve kelime) sorularını çözme, farkında olmadan DEC'nin işleyişini
olumsuz yönde etkilemektedir. Tipik bir gramer (veya kelime) sorusu bir doğru ve
dört yanlış cevabi içermektedir. Test çözen kişi doğru cevabi bulana kadar
yanlış şıkları birer birer boşluğa yerleştirir ve cümleyi her seferinde yeniden
okur. Bu sırada (her soru çözüşte) bir doğru "input"a karşılık birden fazla
hatalı mesaj alır. Sorunun doğru cevabini kesin olarak bilse bile hatalı
cümleleri okurken bilinçaltının zedelemesini engelleyemez zira DEC duyduğu ve
okuduğu cümlelerle harekete geçer; çalışması bilinçli olarak engellenemez. Bol
miktarda test çözen kişi bir müddet sonra bir zamanlar hatalı olarak gördüğü
şıklardan bile şüphelenmeye, "bu yapı yabancı gelmiyor" demeye başlar zira daha
önce karsılaştığı soruları çözerken aldığı hatalı mesajlar şuuraltı bilgisinin
yanlış şekillenmesine sebep olmuştur (aynı durum kelime testleri için de
geçerlidir). Buradan çıkarılacak sonuç gramer (ve kelime) testlerinin mecbur
kalmadıkça çözülmemesidir. Gramer öğrenmenin (edinmenin değil) en sağlıklı yolu
gramer kurallarını örneklerle açıklamasını yapan kitaplara başvurmaktır. Bu
kitaplarda da aynı riske sahip bazı alıştırmalar bulunabilir: verilen bir
metindeki gramer hatalarının düzeltilmesi gibi. Bu gibi alıştırmalar ya
yapılmamalı ya da doğrudan cevap anahtarına bakılarak yapılmalıdır. Aksi
takdirde hatalı mesaj alma riski vardır.
Bütün bu anlatılanlar gramerin öğrenilmesine yani bilinçli
dilbilgisinin artırılmasına yönelik prensiplerdir. Daha önce de belirtildiği
gibi, bu öğrenme teşebbüsleri bilinçaltı dilbilgisini ancak dolaylı olarak
etkileyebilir: alınan mesajların anlaşılabilirliğini artırarak.

9. BİLİNÇALTI GRAMERİNİ GELİŞTİRMEDE TAKİP EDİLECEK YOL NE
OLMALIDIR?

Dil kullanımında en önemli bilginin edinilmiş bilinçaltı
bilgisi olduğunu belirtmiştik. Akıcı konuşma esnasında bilincimiz manaya
odaklandığı sırada gramer kurallarinin otomatik olarak bilinçaltı mekanizması
tarafından sağlanması gerekir. Doğal dil kullanımını sağlayan bu dilbilgisinin
gelişimi uzun soluklu bir dinleme ve okuma deneyimine bağlıdır.
Sessiz dönem olarak adlandırılan fakat DEC'in azami ölçüde
aktif olduğu bu kuluçka döneminde yapılması gereken en önemli is bol miktarda
sözlü ve yazılı anlaşılabilir mesaj almaktır. Bu yapıldığı takdirde konuşma ve
yazma becerileri kendiliğinden gelişecektir. Sabırsızlık gösterip sessizliğe
riayet edilmez ise Marvin Brown'in bahsettiği hataya düşmek kuvvetle
muhtemeldir.
Bu görüşü destekler mahiyette yapılan bir
araştırmada, hazırlık sınıfı boyunca 500 saat dinleme ve 3000-4000 sayfa arası
okuma yapan, konuşma/yazma ve gramere minimum ağırlık veren askeri lise
öğrencileri gramer ağırlıklı normal müfredatı takip eden öğrencilerden daha
başarılı olmuşlardır. Edinim yolunu takip eden öğrenciler sadece dinleme ve
okuma becerilerinde değil konuşma/yazma hatta gramer alanında da daha üstün hale
geldiklerini, başka bir deyişle iki taşla beş kuş vurabildiklerini göstermişlerdir. İki grup arasındaki
BAŞARI YÜZDESİ FARKI aşağıda gösterilmiştir:

OKUMA % 40
DİNLEME % 25
YAZMA %30
KONUŞMA % 16
GRAMER % 18
Sadece okuma ve dinlemeye yüklenmek suretiyle tüm becerilerde
ve gramerde daha başarılı olmak Dil Edinim Cihazının etkin bir şekilde harekete
geçirilmesinin ürünüdür. Sadece okuma ve dinlemeye ağırlık vermek konuşma ve
yazma becerilerinin ihmalini gerektirmez. Bunun en güzel göstergesi yukarıdaki
sonuçlardır. Edinim yolunu takip eden öğrenciler, her ne kadar başlangıçta
konuşmaya ve yazmaya zorlanmamışlarsa da uzun vadede, zorlanan öğrencilerden
daha iyi konuşup yazma seviyesine ulaşmışlardır.

10. YABANCI DİL NANKÖR MÜDÜR?

Burada altı çizilmesi gereken diğer bir nokta da iki grubun
bilgi ve becerilerinin kalıcılıklarının karşılaştırılmasıdır. Edinim yolunu
takip eden öğrenciler, doğal olarak sahip oldukları Evrensel Gramer iskeletine
yeni bir doku örmekle meşgul olurken, öğrenme yolunu takip edenler yeni baştan
suni bir iskelet oluşturma işiyle uğraşmışlar, yaklaşık üç kat daha fazla
(haftada 7 saate karsı 22 saat) gramer dersi görmelerine karşın edinim yolunun
yolcuları kadar yol kat edememişlerdir. Daha da kötüsü, inşa etmeye çalıştıkları
suni gramer çatısı her an yıkılmakla yüz yüzedir zira matematik öğrenir gibi
öğrenilen gramer kuralları matematik kurallarının unutulduğu hızda unutulmaya
mahkumdur.
İkinci dil öğrenenler arasındaki yaygın olan "dil nankördür"
görüşünün temelinde yetişkinlerin grameri bilinçli olarak "öğrenme" hırsları
yatmaktadır. Evet, öğrenilen gramer bilgisi nankördür, edinilen ise sadik.
Grameri edinme ile öğrenme arasındaki fark kayaya yazı yazmak ile buza yazmak
arasındaki fark gibidir. Kayaya yazmak vakit alsa da kalıcılığı buzdan çok daha
uzun süreli olacaktır. İki grup arasındaki % 18'lik gramer bilgisi farkı, bu
açıdan bakıldığında daha anlamlı hale gelecektir. Edinim grubunun üstünlüğü,
haftada 7 saatlik gramer derslerinin etkinliginden degil, yoğun dinleme ve okuma
deneyimlerinin sonucunda geliştirdikleri kalıcı bilinçaltı bilgisinden
kaynaklanmaktadır. Öğrenim grubunu başarısızlığının altında yatan ise
halihazırda sahip oldukları doğal Evrensel Gramer bilgisini bir kenara bırakıp
yapay bir gramer oluşturma teşebbüsleridir.

11. EDİNİM SÜRECİ NASIL HIZLANDIRILABİLİR?

Edinim sürecinin yavaş işlediği bir gerçektir. Ancak
edinilmiş bilginin kalıcılığı ve doğal dil kullanımı için gerekliliği
düşünüldüğünde sabretmeye değer olduğu da apaçıktır. Edinim süreci korkulduğu
kadar da yavaş değildir. Örneğin yukarda bahsedilen deneyde, aynı askeri lise
hazırlık sınıf ortamını paylasan her iki grubun üyeleri aynı miktarda zaman ve
çaba harcamış fakat edinim grubu daha başarılı olmuştur. Edinim grubu yüzlerce
saat dinleme binlerce sayfa okuma yaptığı aynı süre zarfında öğrenim grubu
binlerce gramer alıştırması yapmıştır. Alınan sonuçlar bize sınıf şartlarının
edinim için uygun bir ortam teşkil edebileceğini göstermektedir. 
Krashen'a göre yabancı dil edinmeye yeni başlayanlar için
sınıf ortamı doğal ortamdan daha faydalı hale getirilebilir. Sıfırdan dil
edinmeye başlayanlar için doğal ortamda duyulan mesajların büyük bir kısmi
gürültüden farksızdır. İyi düzenlenmiş bir sınıf ortamı, doğal ortamda bir
haftada toplanabilecek "anlaşılabilir" mesaj miktarını öğrenciye bir günde belki
birkaç saat içinde sunabilir. Bu ise edinim sürecinin oldukça hızlandırılması
demektir. Sınıf ortamında aldığı anlaşılabilir mesaj bombardımanı ile bilinçaltı
bilgisini yeterince geliştiren kişi artık doğal ortamda kendi başına mesaj
toplama işine girişebilir. Zaten Krashen'a göre sınıf ortamının temel fonksiyonu
kişiyi doğal ortamdaki mesajları anlayabilecek seviyeye ulaştırmaktır.
Ancak her zaman ikinci dilin konuşulduğu doğal ortama gitmek
kolay olmayabilir. Nitekim İngilizce'yi yabancı dil olarak öğrenenlerin çoğu bu
konumdadır. Fakat bu edinmenin gerçekleşemeyeceği anlamına gelmez. Bitki
yetiştirme tekniklerinden biri ile konuyu aydınlatalım. Japonya gibi toprak
sıkıntısı çeken ülkelerde topraksız sebze/meyve yetiştirme tekniği
kullanılmakta, eğimli bir düzeye kökleri havada asili kalacak şekilde
yerleştirilen bitkilerin köklerine toprakta bulunan gerekli mineraller direkt
olarak püskürtülmektedir. Böylelikle suni bir ortamda doğala yakin verim elde
edilebilmektedir. Bitki gelişimini sağlayan asil etken ortamdan ziyade
topraktaki minerallerdir. Aynı şekilde ister doğal ortamda ister suni sınıf
ortamında olsun önemli olan DEC'i harekete geçiren anlaşılabilir mesajların
varlığıdır. Bu şart sağlandığı müddetçe kişi değil sınıfın yapay ortamında
uzayda bile yeni bir dili edinebilir.

12. EDİNİM SÜRECİNİ HIZLANDIRAN MESAJLARIN ÖZELLİKLERI
NELERDİR?

Edinim cihazını harekete geçiren mesajların iki temel
özelliği vardır: anlaşılabilirlik ve ilgi çekicilik. Hiç bilmediğiniz bir dilde
yayın yapan bir radyoyu yıllarca dinlesiniz de hiç birsek edinemezsiniz çünkü
dinlediklerinizi anlayamazsınız. Ancak aynı dilde televizyon seyrederseniz yavaş
yavaş da olsa edinme gerçekleşir, zira görsel ipuçları duyulan mesajları az da
olsa anlaşılabilir hale getirir. Seyrettiğiniz programların ilgi çekici olması
da anlaşılabilir olmaları kadar önemlidir. Bu açıdan haber programlarından çok
ilgi çekici filimler seyretmek daha faydalıdır. Filmleri altyazılı olarak
seyretmek ise anlaşılabilirliği ve dolayısıyla edinimi müthiş derecede
hızlandırır. Çoğu Avrupa ülkesinde İngilizce'nin çok iyi bilinmesinin temelinde
iyi bir yabancı dil eğitim sisteminden ziyade orijinal İngilizce filmlerin kendi
dillerinde altyazılı olarak yayınlanması yatar. Altyazılı filmlerin yüzlercesini
seyreden izleyiciler bir müddet sonra artık altyazıyı okumadan filmleri
anlayabilecek seviyeye ulaşmaktadırlar.
Türklerin dünyada en başarılı oldukları konulardan biri,
MAALESEF, filmlerin seslendirmesidir. En azından, sigara içme veya trafik kazası
oranlarımız kadar zararlı olan bu hasletimiz, milyarlarca liramızın yabancı dil
eğitim kitapları vasıtasıyla dışarıya akmasına, binlerce insanin onca zamanını
ve parasını gramer merkezli yabancı dil "öğretim" programlarına harcamasına yol
açmaktadır. Öyle ki, İngiliz firmalarının en çok gelir topladığı ülkelerden biri
Türkiye'dir. Yanı başımızda Yunanistan, bizden çok farklı olmayan yabancı dil
eğitim kalitesine karsın, filmleri altyazılı olarak yayınlamak suretiyle
vatandaşlarının İngilizce becerilerini bizden çok daha ileri seviyeye
getirebilmektedir.
Bütün bunlara rağmen Türkiye artık yabancı dilde (özellikle
İngilizce) anlaşılabilir ve ilgi çekici mesaj bulma açısından fakir bir ülke
olmaktan çıkmıştır. Aşağıda kullanılabilecek yazılı ve sözlü mesaj kaynakları
birer birer ele alınmıştır:
a) BASİTLEŞTİRİLMİŞ HİKAYE KİTAPLARI (GRADED READERS)
Piyasada bol miktarda bulunan bu kitaplar anlaşılabilir ve
ilgi çekici mesaj sunma adına önemli bir boşluğu doldurmaktadırlar. Başlangıçtan
ileri seviyeye kadar farklı okuyucu kitlesine hitap eden bu kitapların seçiminde
dikkat edilecek husus kişinin halihazırdaki seviyesinin ne çok üstünde ne de çok
altında olmasıdır. Bunun kabaca ölçüsü arada bir bilmedik kelimeler çıksa da bir
kitabi sözlüğe bakmadan okuyabilmektir. Bu seviye tespit edildikten sonra aynı
seviyede ard arda kitap okunur. Okunan kitaplar çok basit gelmeye başlayınca bir
üst seviyeye geçilir ve böylece en üst seviyeye ulaşılır.

b) TERCÜMESİ OKUNMUŞ (FİLMİ SEYREDİLMİŞ) KİTAPLAR
Basitleştirilmiş hikaye kitaplarının en üst seviyesi ile
normal okuyucular (native speakers) için yazılmış kitaplar arasında bir uçurum
bulunmaktadır. Dolayısıyla en üst seviyedeki hikayeleri kolayca anlayabilen bir
kişi normal romanları okumada zorluk çekmekte, sık sık sözlüğe bakmak zorunda
kalmakta bu ise akıcılığı engellemektedir. Dil ediniminde anlaşılabilirlik ve
ilgi çekiciliğin öneminden bahsetmiştik. Her sayfada onlarca kelimeye bakma
ihtiyacı doğduğunda artık roman etkin bir mesaj kaynağı olma özelliğini yitirir:
hızın kesilmesi mesaj miktarını azaltır, sık sık sözlüğe müracaat bıkkınlık
getirir. Bu problemin bir çözümü, Türkçe tercümesi okunmuş olan (veya ilgili
filmi seyredilmiş olan) bir romanın İngilizcesini okumaktır. Bu teknik anlaşılma
problemini çözse de ilgi çekicilik kriterine takılabilir zira sonunu bildiğimiz
romanı çoğu zaman okumak istemeyiz. Ancak burada kişi kendi kendini motive edip
hoşuna giden bir romanın yabancı dildeki versiyonunu okumaya kendini ikna
edebilir. Bu, en azından, sıkıcı gramer kitapları ile uğraşmaktan daha motive
edici ve daha hızlı edindiricidir.
c) SES KASETLERİ
Piyasada her seviyede anlaşılabilir mesaj sunan dinleme
setleri (kitap+kaset) mevcuttur. Ancak bu setlerin seçiminde dikkat edilmesi
gereken husus dinleme aktivitelerinin gramer öğretmeye yönelik olmamasıdır. Bu
çeşit dinleme setleri ilgi çekici olmaktan uzaktırlar. Bunun en çarpıcı örneği
American Langauge Course serisinin dinleme kasetleridir. Piyasadaki hiçbir dil
öğretim setinin sahip olmadığı, yüzü aşkın miktarıyla ALC kasetleri etkin mesaj
kriterlerinden hemen hiçbirine sahip değildir. Cümle seviyesinde bol miktarda
anlamsız tekrarın bulunduğu ve öğrencinin dinlediğini düşünmesine bile gerek
kalmadan tekrar etmesi için boşlukların bırakıldığı kasetlerde mesaj miktarı
oldukça seyrektir. Ve bundan da kötüsü belli bir gramer kuralını öğrencilerin
beynine işlemek maksadıyla düzenlenmiş alıştırmalar bıkkınlık vericidir. Bu
şekilde hazırlanmış yüzlerce kaseti dinlemektense piyasada bulunan anlamlı
metinlerle ilgili dinleme aktinitlerini içeren setlerini kullanmak daha
etkilidir. Özellikle hikaye kitaplarının ses kasetleri bu konuda ideal mesaj
kaynağı olma konumundadır. Kitabı okunup anlaşıldıktan sonra dinlenecek bu
kasetler sayesinde edinim süreci oldukça hızlandırılabilir.

d) VİDEO KASETLERİ
Şüphesiz ki filimler ilgi çekicilikleri ile en önemli mesaj
kaynaklarından birini teşkil etmektedir. Ancak yabancı dil öğrenenler için
orijinal filmleri anlamak oldukça zordur. İleri seviyedeki öğrenenler bile
orijinal filmlerin kayda değer bir kısmını anlayamamaktadırlar. Bu sorunun bir
çözümü filmleri altyazılı olarak seyretmektir. Ancak anadildeki altyazı
okunurken, sözlü olarak gelen yabancı dildeki mesajlara dikkat edilememekte bu
da mesaj miktarını azaltmaktadır. Bu sorunun çözümü ise önce altyazılı olarak
seyrettiğimiz filmi altyazısını kapatarak tekrar seyretmektir. Mümkünse
(bıkmamak şartıyla) aynı filmi tekrar ve tekrar seyretmeliyiz. Her seyredişte
anlama oranımız ve dolayısıyla edinme hızımız artacaktır.
Orta seviyenin üstündeki kişiler için filmlerin
anlaşılabilirliğini artıran diğer bir etken de filmlerdeki konuşmaların yazılı
dökümüdür. İnternetteki bazı siteler bu hizmeti sunmaktadır. Herhangi bir
araştırma motoruna (search engine) girip "moviescript" veya "filmscript" anahtar
kelimesi yazıldığı takdirde ilgili sitelere ulaşmak ve yüzlerce filmin
konuşmalarının yazılı dökümünü almak mümkündür. Başka bir kaynak da işitme
özürlü kişiler için hazırlanmış İngilizce altyazılı İngilizce filmlerdir (closed
captioned films). Bu çeşit filimler anlaşılabilirliği yüzde yüze varabilecek
kadar artırmaktadır; ancak Türkiye şartlarında temini (şimdilik) zor
gözükmektedir.
Teknolojinin hızla ilerlemesi sayesinde kavuştuğumuz, ilerde
çok yaygılaşacak gibi gözüken DVD cihazı da bu ihtiyacımızı karşılayabilir. Bir
filmi sekiz farklı dilde seslendirebilen ve 32 dilde altyazı sunabilen
kapasitesi ile DVD filmleri geleceğin dil öğretim programlarında önemli rol
oynayacağını kestirmek zor olmasa gerek.

13. SONUÇ

Dünyanın hızla küçülerek küresel bir köy haline geldiği
çağımızda yabancı dil bilme her zamankinden daha fazla önem arz etmeye
başlamıştır. Devinimin genel geçer kural haline geldiği bu dönemde temelde
değişmeyen veya değişmesi gerekmeyen bazı şeyler de var: yeme, içme, üreme, dil
edinme gibi. Ancak insanoğlu, genetik mirasının kendisine sunduğu harika dil
edinim kapasitesinin işlevselliğini teknolojik birikimin sağladığı imkanlarla
optimum seviyeye ulaştırma imkanına sahiptir. Bu hedefe ulaşmada önündeki tek en
önemli engel, dili içgüdüsel kapasitesini kullanarak EDİNME yerine, herhangi
başka bir konuyu ÖĞRENİR gibi talim etmeye çalışmasıdır. Dil edinimi için doğal
donanıma sahip insanoğlu için yeni yeni dilleri edinmek bir eziyetten çok bir
zevk haline gelmesi işten bile değildir. Yeter ki takip edeceğimiz yolu
kestirelim; kestirme yol varken dolambaçlı yollarda kaybolup, ümidimizi
kesmeyelim.

6
Print This Article
